top of page

Dijital İkizinizle Hangi Aynada Bakışıyorsunuz?

  Beğendiğimiz müzikleri listeliyoruz. Takip ettiğimiz hesapları seçiyoruz. Yorumlarımız, paylaşımlarımız, kullandığımız emojiler, kaydettiğimiz gönderiler; hepsi birer seçim. Ve bu seçimlerin toplamından bir kimlik ortaya çıkıyor. Peki bu kimlik gerçekten bize mi ait?

 Alman filozof ve kültür kuramcısı Byung-Chul Han, Şeffaflık Toplumu'nda buna dikkat çekiyor: “Dijital dünyada insanlar artık denetime maruz kalan değil, gönüllü olarak kendini sergileyen özneler haline geliyor.” Paylaşıyoruz çünkü paylaşmak istiyoruz ama bu isteğin arkasında başka bir şey var. Görünmek, tanınmak, benzer zevklere sahip insanlarla aynı çemberde yer almak arzusu.

Sosyal sinyal verme, aslında çok eski bir davranış. Hangi müziği dinlediğimizi söylemek, hangi kitabı okuduğumuzu göstermek, hangi mekânda olduğumuzu paylaşmak vb. "Ben kimim?" sorusunun cevaplarını dışarıya iletmenin yolları. Araştırmalar, sosyal medyada yapılan kimlik iddialarının, yani kendimizi nasıl konumlandırdığımıza dair sinyallerin, benzer düşüncedeki bireylerle etkileşimi artırdığını ortaya koyuyor. Yani dijital kimliğimizi kısmen kendimiz için, kısmen de bize yakın hissedebilecek insanlara ulaşmak için inşa ediyoruz. 

Buraya kadar her şey tanıdık ve doğal geliyor. Sorun şu: bu yakınlığın sınırları var.

 Dijitalde aynı çalma listesini paylaşan, aynı içerikleri beğenen iki insan, fiziksel hayatta bekledikleri kadar yakın olmadıklarını fark edebilir. Ekranda ortaklaşan estetik, aynı odada soluk almakla aynı olmayabilir. Bunun tersi de geçerli; yıllarca görmediğimiz, belki artık hiç görmeyeceğimiz biriyle olan fotoğrafı profilimizden silebiliriz. O insanla geçen zamanın bıraktığı iz, organik hafızamızda varlığını sürdürmeye devam ediyor. Dijital arşiv, seçici; hafıza değil.

Ve bu arşivi oluştururken başka bir dinamik de devreye giriyor: grup normu. Farkında olmadan bu normlara göre şekillenen bir sunum oluşturuyoruz. Öyle olmasa "Guilty pleasure" (suçluluk veren haz) tanımını nasıl icat ederdik? Eğer dijitalde bir kimliği koruma baskısı olmasaydı, hangi şeyleri suçluluk hissetmeden sevebilirdik? 

 Han'ın ifadesiyle, dijital şeffaflık toplumu; sınırları, gölgeleri ve nüansları silme eğiliminde. Oysa bir insanı insan yapan tam da bunlar; seçilmemiş anlar, öngörülmemiş bağlantılar, dijitalde sergilenemeyen ayrıntılar. Telaşla koşarken bağcığa takılmak. Umulmadık bir iltifatın / takdirin günü güzelleştirmesi. Bunlar dijitalde sergilenemiyor. Ve belki de sergilenememesi gerekiyor.

Şimdi dijitaldeki ikizinize yeniden bakmak ister misiniz?

 

 

Kaynakça

 

Han, B.-C. (2015). The transparency society (E. Butler, Trans.). Stanford University Press. (Özgün eser 2012'de yayımlandı.)

Soh, P. C.-H., et al. (2024). Identity development in the digital context. Social and PersonalityPsychology Compass. https://doi.org/10.1111/spc3.12940

 

 
 
 

Yorumlar


Biz Kimiz?

Mükemmel Kusurlar, 18–25 yaş arası gençlerin dijital mükemmeliyet baskısı ve FOMO kültürü altında yaşadığı kıyas, tükenmişlik ve yetememe duygularına karşı geliştirilen bir sosyal farkındalık projesidir.

 

Amacımız, kusursuz görünme zorunluluğunu sorgulatmak ve gençlere JOMO yaklaşımıyla kendi ritimlerini bulabilecekleri bir alan açmaktır.

INSTAGRAM

TIKTOK
YOUTUBE

BAĞLANTIDA KALALIM!

mukemmelkusurlar@gmail.com

Etkinliklerimizden haberdar olmak için

bottom of page