“Yeterince İyi” Yetmez mi?
- Harika Gülnur Varol
- 2 gün önce
- 2 dakikada okunur

Ekrana bakıyoruz. Birilerinin tatili, birilerinin kariyeri, birilerinin yüzü… Hepsi kusursuz görünüyor. Bir filtre, doğru ışık, dikkatli bir kırpma ve gerçeklik ortadan kalkıyor. Geriye sadece performans kalıyor. Ve biz, o performansın ortasında kendimize soruyoruz: “Neden böyle değilim?”
Bu soruyu sormak aslında çok insanî bir şey. Psikolog Leon Festinger, 1954'te ortaya koyduğu sosyal karşılaştırma teorisiyle bunu açıklıyor: kendimizi değerlendirmek için başkalarına bakmak, insan doğasının temel bir özelliği. Yani kıyaslama yapıyoruz çünkü yapmazsak nerede durduğumuzu bilemeyiz. Bu, bizi hasta eden bir hata değil; evrimsel bir içgüdü.
Sorun kıyaslamanın kendisi değil, kıyasladığımız şey.
Festinger'ın zamanında karşılaştırma zemini sınırlıydı: komşular, iş arkadaşları, tanıdıklar. Şimdi zemin sınırsız. Milyonlarca insanın hayatının en parlak, en özenle seçilmiş anlarıyla aynı anda yüzleşiyoruz. Araştırmalar bu yukarı yönlü karşılaştırmanın; yani kendimizi daha başarılı, daha çekici, daha mutlu görünenlere kıyaslamanın öz saygıyı aşındırdığını ve depresif belirtileri artırdığını ortaya koyuyor. Üstelik bunu çoğunlukla farkında olmadan, pasif bir şekilde yapıyoruz: kaydırıyoruz, bakıyoruz, karşılaştırıyoruz.
Ve mükemmel görüntülerle karşılaştığımızda beynimizde ilginç bir şey oluyor.
Japon robotik uzmanı Masahiro Mori, 1970'te "tekinsiz vadi" adını verdiği bir fenomeni tarif etti: bir figür insana ne kadar benzerse, içinde taşıdığı en küçük kusur o kadar rahatsız edici hissettiriyor. Cambridge Üniversitesi'nden Fabian Grabenhorst önderliğinde yürütülen ve Journal of Neuroscience'da yayımlanan çalışma, beynin neden böyle tepki verdiğini gösterdi: sosyal uyaranları değerlendiren medial prefrontal korteks, gerçekmiş gibi görünen ama tam da gerçek olmayan yüzlere karşı özel bir gerilim üretiyor. Beyin o görüntüyü sınıflandırmakta güçlük çekiyor ve bu belirsizlik rahatsızlığa dönüşüyor.
Duke Üniversitesi'nden sosyal psikolog Mark Leary'nin dediği gibi, "İnternet, beynimizin baş etmek üzere tasarlanmadığı bir sosyal ortam yarattı. Ne kadar iyi gidiyor olursan ol, çevrimiçinde her zaman daha iyi giden biri var ya da öyle görünen."
Şimdi bunu düşün: filtrelenmiş, düzenlenmiş bir yüzle karşılaştığımızda beynimiz hem inanmak istiyor hem de bir şeylerin tam oturmadığını sezinliyor. Bu sessiz gerilim, farkında olmadan kendimize yönelen bir huzursuzluğa dönüşüyor. Bu huzursuzluk bir şeyi besliyor: sonsuz bir düzeltme isteği. Daha iyi filtre, daha iyi açı, daha iyi an. Kendi kusurlarımızı silme çabası giderek büyüyor.
Oysa çatlaklar, silinmesi gereken şeyler değil.
Japon kintsugi geleneği kırık seramiği altınla onarır. Kırığı gizlemek için değil, tam tersine görünür kılmak için. Kırık olan yer, o nesnenin tarihidir.

Kaynakça
Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117–140. https://doi.org/10.1177/001872675400700202
Vogel, E. A., Rose, J. P., Roberts, L. R., & Eckles, K. (2014). Social comparison, socialmedia, and self-evaluation. Psychology of Popular Media Culture, 3(4), 206–222. https://doi.org/10.1037/ppm0000047
Mori, M. (1970). Bukimi no tani [The uncanny valley]. Energy, 7(4), 33–35. (K. F. MacDorman & N. Kageki, Trans., 2012). IEEE Robotics & Automation Magazine, 19(2), 98–100. https://doi.org/10.1109/MRA.2012.2192811
Grabenhorst, F., Báez-Mendoza, R., Genest, W., Deco, G., & Schultz, W. (2019). Primateamygdala neurons simulate decision processes of social partners. Cell, 177(4), 986–998. https://doi.org/10.1016/j.cell.2019.02.042




Yorumlar